Menu
BAŞVUR

Sürdürülebilirliğin modada dönüşümü ve değişimi ‘zorunlu’ kıldığı bir dönem içerisindeyiz. Hızlı Moda’nın hızıyla düşüşe geçen vintage , dünyanın kaynaklarının tükenmesi ile tüm moda dünyası alternatiflere yönelmeye, geri dönüşüm ürünlerinden kıyafetler ya da fonksiyonel tasarımlar üretmeye başladı. Bu çevre dostu tasarımların yanı sıra ikinci el ürünlere geri dönüş, kıyafet takası ve vintage modası da yine gündemde.

Tasarımcı markası olan ikinci el kıyafetlerin, modernize revizelerle tekrar satışa sunulması döngüsünde, sürdürülebilirlik yolunda sağlam adımlar atan bir Türk markası, POP + SANDY bu ay röportaj konuğumuz. Vintage parçaları, moda dünyasındaki değişimleri, modadaki sürdürülebilirliği konuştuğumuz bu özel röportajımız, yeni yıla girerken umutları da beraberinde getiriyor.


Müge Pamukçu - Pop and Sandy

IFA Paris Istanbul: Biraz kendinizden ve neler yaptığınızdan bahsedebilir misiniz?


IFA Paris Istanbul: Sürdürülebilirlik bir hayal mi yoksa küçük adımlarla ulaşılabilir mi? Moda sever bireyler neler yapabilir?

Pop + Sandy: Sürdürülebilirlik bir eylem gerektirir. Aksiyona geçmek de bazen bütün herşeyi düşündüğümüzde zor gelebilir, imkansız görünebilir. Burada adım adım mantığını benimsemek çok güzel. Herkes aslında kendisinden ve kendi aksiyonlarından sorumlu. Tüketici olarak “farkında” olmayı başarabilirsek bence bu herşeyin en güzel başlangıcı olacak. Tabii ki tüketeceğiz, ama bilinçli tüketim, az-öz-değerli alışveriş, ne aldığını bilmek gibi kavramlar burada öne çıkıyor. Birşeyin ucuz olması ne zaman iyi bir şey oldu? Üretimin fasona kayması ve ihtiyacın çok üzerinde olması sonucu satış fiyatları düşüyor, ama kullanılan materyaller, çalışanların şartları, maaşları gibi konular göz ardı ediliyor.
50 TL’ye satılan bir hırka gördüğümüz zaman “Nasıl?” sorusunu sorabiliyor olmamız ve bu ürünü hiçbir açıdan kendimize yakıştırmıyor olmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Bugün bir hamburger menü fiyatına alınabilen ürünlere bilinçaltından yaklaşım da o yönde oluyor ve çok kolay alınıp çok kolay çöpe gidebilecek bir şey gibi görüyoruz. Bir değeri olmuyor gözümüzde. Aynı şekilde ürün kalitesi de kısa sürede kendini belli ediyor zaten. Ve hikaye çöp kutusunda bitiyor. Şimdi bu yapılan alışverişlerin sıklığını düşünelim. Çünkü artık online alışveriş sayesinde herşey “çok kolay” ve sadece iki tıkta ürün sizin. Kolay da bence herşey düşünüldüğünde eylemin altını boşaltıyor. Her gün ard arda, parça parça alınan ürünler- nasıl olsa kolay diye- ekstra ambalaj ve çevre kirliliği yaratıyor.

Bireysel olarak yapılabilecek en güzel şeylerden biri daha fazla satın almak yerine elinizdeki ürünleri değerlendirmek olacaktır. Ürünlerinizi tamir ettirebilirsiniz. Veya modelini değiştirtip, beden daraltıp, büyütebilirsiniz. Eskilerin ne güzel birer terzisi varmış. Bir terzi, ayakkabı/çanta tamircisi edinin kendinize. Gidip gelin, neye dönüştürmek veya nasıl tamir etmek istediğiniz konusunda fikir danışın. Hem de eliyle, zanaatiyle para kazanan esnafımızı böyle bir dönemde desteklemiş olalım. Aşınan, eskimiş deri çantalar için bugün çok güzel kişiye özel desen ve tasarımlarla çantaları boyayan sanatçılar var. Aynı şekilde kendiniz için bir şey diktirebilirsiniz. Bu giyim de olur, çanta-ayakkabı da, aksesuar da. Size özel, sizin tasarladığınız veya hayal ettiğiniz birşeye sahip olabilirsiniz. Çok özel ve anlamlı bence. Sonuçta yeni nesil lokal tüm markalar da aynı şekilde gidip kapalı çarşıda ustalara ürettiriyorlar. Bunu siz kendiniz için de yapabilirsiniz. Bu ortaya çıkan ürünü çok anlamlı ve değerli kılacaktır, çünkü bir hikayesi olacak. Hem de bu süreci keyifli bir anıya dönüştürecektir. Az - öz ve değerli tüketim bilinciyle gardırobumuzu oluşturursak, bu ürünler yolda bir bakım veya tamir ile size uzun yıllar hizmet edebilme alt yapısına sahip olacaktır. Böylece aslında kendi döngünüzü oluşturuyorsunuz bile. Eğer biz farkında olup, aksiyonlarımızı ona göre alır ve bu döngüyü besleyebilirsek, uzun vadede arz-talep dengeleri değişecektir. Sektör de dönüşmek zorunda kalacak ve dönüşmeyenler devam edemeyecektir diye düşünüyorum.

Bu yazı dizisinde, IFA Paris mezunları, IFA Paris'teki çalışmalarının hayallerindeki işe girme yolunu nasıl açtığını paylaşıyor. Bu ay, Moda Işletmeciliği MBA Mezunu Beatriz Orozco ile IFA Paris'te eğitim görmenin ona mesleği için doğru araçları nasıl sağladığını konuştuk.


Beatriz Orozco

İsim: Beatriz Orozco

Ülke: Meksika

IFA Kampüsü: Paris

Eğitim Programı: Moda İşletmeciliği MBA

Favori ders: Moda Ortamı. Bir markanın başarılı veya başarısız olmasının arkasındaki nedenlerin anlaşılmasına yardımcı olan bir ders. İlk bakışta gözle görülür olmayan marka stratejilerini öğrenme fırsatımız oldu.

Mevcut proje: Moda Endüstrisinde pandeminin etkisine dair araştırma

Moda ilhamı: Hep tarih boyunca gerçekleşen sosyal hareketlerin modayı nasıl etkilediği hakkında meraklıydım. Moda aslında hayatımızın düşündüğümüzden çok daha büyük bir parçasını oluşturuyor.


Beatriz Orozco


Bize biraz kendinizden ve hayatınızda bahsedin- kimsiniz, nereden geldiniz ve neden moda eğitimi aldınız?

Adım Beatriz, Meksika’da doğdum ve büyüdüm. Deri ürünlerin tasarımı üzerine eğitimim var, kendimi bildim bileli de hep moda sektöründe çalışmak istemiştim. Paris’e taşınmadan önce Los Angeles ve İtalya’da yaşadım. Oralarda bulunmak bana endüstriye dair uluslararası bir bakış açısı kazandırdı. Aynı zamanda bugün her gün iş hayatımda kullandığım İngilizce ve İtalyanca dil bilgisini de kazandırdı. Üç farklı ülkede yaşadıktan sonra, modanın başkenti Paris’te kendimi var etmem gerektiğine karar verdim. Dünya üzerinde moda alanında MBA eğitimi veren sayılı üniversitelerden biri olan IFA Paris’e denk geldim ve o anda bilgimi genişletmek için bu programın aradığım program olduğunu biliyordum.


Beatriz Orozco

Şu anda ne yapıyorsunuz ve bununla ilgili en heyecan verici olan nedir?

Paris’te bir moda evinde ürün geliştiricisi olarak çalışıyorum. İşimin en heyecan verici kısmı bir koleksiyonun her aşamasında bulunabilmek. İlham aldığımız noktadan üretime kadar tüm kampanyalara ve çekimlere katılıyor olmak ve en sonunda mağazalarda hepsinin hayat bulduğunu görmek işimin en heyecan verici tarafı.

IFA Paris'te mevcut görevinizde size yardımcı olacak hangi becerileri öğrendiniz?

Farklı global pazarlarda belirli ürünlerin pazarlanmasına ve dağıtımına dair stratejileri öğrendim. Çok kültürlü bir ortamda bulunmak ve böyle bir ortamda projelerde grup çalışması yapabilmek Paris gibi bir şehirde çalışırken gerekli olan temel becerileri edinmemi sağladı. Modayı bir işletme gözünden görmeyi öğrendim.

IFA Paris deneyiminizi 4 kelimede tanımlar mısınız?

Geliştiren, özgüven kazandıran, meydan okuyan, hayat değiştiren

Ifa Paris öğrencilerine ve öğrenci adaylarına ne önerirsiniz?

IFA’nın sunduğu tüm ders dışı aktivitelere ve eğitimlere katılın, Fransızca konuşmayı mutlaka öğrenin. Öğretmenlerinizden ve sınıf arkadaşlarınızdan öğrenebildiğiniz her şeyi öğrenmeye çalışın, hepsi modanın her alanından ve dünyanın her yerinden size farklı deneyimler getirecektir. İnsanlara karşı kibar olun, gelecekte birbirinize ihtiyacınız olabilir, hatta iş arkadaşı bile olabilirsiniz. En önemlisi de alabildiğiniz kadar keyif almaya bakın çünkü bu benzersiz bir deneyim!

Eğer IFA Paris ‘Hayatta Kalma Seti’ oluşturacak olsaydınız seçeceğiniz üç şey ne olurdu?

Kahve, moda kitapları ve belgeselleri ve iyi bir tavır!

Beatriz’in Paris Tüyoları:

Ucuz Yemekler: Le Marais’in falefeli

Arkadaşlarla takılacak yer: Yaz zamanı La Seine üzerindeki barlar

Keşfedilecek yerler: Sergiler ve kültürel aktiviteler

Dinlenmek için: Paris’in ünlü parklarından birinde favori kitaplarını okumak

Fransızca’da en sevdiği kelime: ‘ÇA VA’. Neredeyse her şey için söyleyebiliyorsunuz!

Beatriz’in eğitim aldığı program hakkında daha fazla bilgi almak için: Moda İşletmeciliği MBA
Moda İşletmeciliği MBA programı artık online eğitim olarak da mümkün- yeni platformumuz üzerinden daha fazla bilgi almak için: IFA Paris - Learn Online: MBA Fashion Business
Eğer siz de okulumuz mezunuysanız ve siz de bu yazı dizimizin bir parçası olmak isterseniz veya olması gereken birini tanıyorsanız bizimle iletişime geçin: alumni@ifaparis.com

Türkiye’de yetişen ve global ün yapan, özgün tarzını başarılı bir şekilde uluslararası moda dünyasında sergileyen Meltem Özbek, MBFWI ardından IFA Paris İstanbul’un konuğu oldu. Tasarıma ve yaratım sürecine ilham olan şehir İstanbul’da yaşamanın güzelliklerini, marka kuruluşundaki serüveninden bahsetti. Yeni sezon trendlerinden bahsetmeyi de unutmadı.


Meltem Özbek, Mell, Tarzını bize 3 kelime ile özetler misin?

Yalın, özgür, özgün

MBFWI ilk dijital moda haftası için koleksiyonunu, defile çekim ve hazırlıkları nasıldı? Koleksiyonu oluştururken neler sana ilham verdi? Kimlerle çalıştın?

Süreci ilk defa deneyimlediğimiz MBFWI dijital moda haftası benim için keyifli geçti. Tabi ilk deneyim olduğu için süreci daha başarılı yönetmek adınada bir dahaki seferlere yeni fikirler katarak ilerlemek adına tecrübe oldu. Lunaparkların göz alıcı parlak ışıklarından etkilenerek oluşturulmuş bir koleksiyon. Hepimizin iyi hissetmeye ihtiyacı olduğu bu dönemde renklerin, ruha iyi geldiğini düşünüyorum. Ayrıca Sezen Aksu’nun Lunapark adlı şarkısıda bu koleksiyonu yaratırken bana ilham olmuştur. Koleksiyonda aksesuarlarThe Ocean Jewels. Ayakkabılar Derimod’dur. Styling’te Deniz Marşan ile çalıştım.

Koleksiyonda ‘zamansız-mevsimsiz’ bir konsept vardı, kumaş seçimlerin renkler nelerdi? Yıllardır koleksiyonlarının yanı sıra, Moda Haftalarında da başarılı ve özgün show’lar hazırladın , diğer defilelerinden farklı olarak nasıl bir değişim yaşandı bu sezon tasarımlarında?

Farklı ve bizim için yepyeni bir dönem yaşıyoruz,bu dönemde moda ve tüketim algısı kendi içinde eviriliyor. Artık biraz daha yavaşlamamız gerektiğine vurgu yapan dünya moda sektörüde bize bunu gösteriyor. Tasarım algısının her zaman ön planda olduğu ama daha uzun vadeli gardıropta yer alan ürünlere yönelmeyi öğreten bir dönemdeyiz.Bu koleksiyon da bu sürece adapte edilmeye çalışılan bir koleksiyondur. Morun, su mavisinin hakim olduğu koleksiyonda kırmızıya, pembeye, yeşilede yer verilmiştir.


MBFWI Defilesi – Kasım 2020

Aksesuarlar, taş işlemeli detaylar ve renkler dikkat çekiciydi. Işıltı detaylarda gizlenmişti… Bize biraz anlatır mısın detayları ve tasarımsal bakış açını? Pandemi süreci sence moda adına neleri değiştirecek, yeni normaller yeni moda akımları oluşturacak mı?

Markamın tasarıma bakış açısı her zaman yalın, özgür olmak ve detaylarla şık bir tarz oluşturmakoldu. Tasarımın gücü yükselirken,sadeliğiniçinde oluşturulanşıklık her zaman beni motive etmiştir.Tasarım benim için, bazen bir kumaşın dokusu ya da piliseşeklîndeki detay olurken bazen de sade bir kumaş asimetrik dekolte ile şıklık yaratmaktır.
Her koleksiyonumdaolduğu gibi bu koleksiyonda da aynı hisleilerlendi.
Bu dönem bize sadeleşmeyiyavaşlamayı daha fazla doğaya ve kendimize dönmemizi öğreten bir süreç.Daha bilinçli bir tüketim dönemi olacak bence. Yeni normalde değişen moda algısının sadeleşmenin hissedildiği, tasarım odaklı, şık ve özgün bir yaklaşım olacağınıdüşünüyorum.


Dünya’da değişen ve dijitalleşen Moda Haftaları hakkında ne düşünüyorsun, etkisi ve ihtişamı azalıyor mu bu süreçle birlikte? Satışlara nasıl bir etkisi olur dijitalleşen moda haftalarının?

Aslında dijitalleşen süreç, hızlı geri dönüş sağlayacak ve daha fazla insana kolaylıkla ulaşmayı sağlayacak bir süreç. Eski moda haftalarındaki, karşılıklı etkileşim kurmanın verdiği keyif bambaşka. Ama satışlara etkisi olacağını düşünmüyorum. Sadece bu süreçte haute couture bir çıkmaza girebilir. Hazır giyime yönelim artış gösterecektir.

IFA PARIS Uluslararası Moda Akademisi öğrencilerine sektör ve kendi tecrübelerine dayanarak neler önerirsin?

Tasarımı sevmek lazım, başarılı olmak için, kalbi dinlemek lazım yaratıcı olmak için ve çok çalışmak lazım marka olabilmek için.

Reneilwe Sebulela - Bachelor Fashion Marketing alumna

Bu yazı dizisinde, IFA Paris mezunları, IFA Paris'teki eğitimlerinin hayallerindeki iş yolunu nasıl açtığını paylaşıyor. Bu ay Moda Pazarlama Lisans mezunu Reneilwe Sebulela ile oturup IFA Paris'te okurken ışıkların kenti Paris’in, moda - yaşam tarzı ve seyahat blogu PatriciaBlacc'a kurmasına nasıl ilham verdiğini anlatıyor.

Haydi daha yakından tanıyalım!
İsim : Reneilwe Sebulela
Ülke : Güney Afrika
IFA Kampüsü : Paris
Eğitim Programı : Moda Pazarlaması Lisans
Favori ders : Markalaşma ve Pazarlama, modayı ve iş dünyasını aynı anda öğrenirsiniz ... bir kazan-kazan ilişkisi..

Mevcut proje : Moda ve Yaşam Tarzı Girişimciliği
Moda ilhamı : Vogue. Bir gün rekabet etmeyi umduğum bir ev ismi. Kişisel markamı bu yüksekliklere çıkarmak istiyorum.

Bize biraz kendinizden ve hayatınızda bahsedin- kimsiniz, nereden geldiğiniz ve neden moda eğitimi aldınız?

Modadan yaşam tarzına, seyahate kadar pek çok yaratıcı sektöre derinden aşık olan Güney Afrikalı bir kızım. Aklıma koyduğum her şeyi başarabileceğime inanarak büyüdüm ve Fransa'ya taşınmak bunun bir kanıtıydı. Moda okumama ne sebep oldu? Bu basit ,modayı kim sevmez ki?

Şu anda ne yapıyorsunuz ve bununla ilgili en heyecan verici şey nedir?

Paris'teyken, içerik oluşturmak ve markalarla çalışmak için kullandığım gitgide popüler haline gelen blogum PatriciaBlacc'ı kurdum. Ayrıca, danışmanlık ve markalaşmadan etkinlik yönetimine kadar çeşitli hizmetler sunmayı amaçlayan kendi yaşam tarzı holdingim BlaccGroup'u kurdum.
Şu anda en son şirketim olan Blacc Home, sofra takımlarından battaniyelere, yastıklara ve çatal bıçak takımlarına kadar lüks ev eşyaları markası üzerinde çalışıyorum.
Kendim ve markalarım üzerinde çalıştığım için çok heyecanlıyım çünkü bunlar tutkulu olduğum şeyler. Her zaman yaratıcılığımı kendime ait bir şey yaratmak için kullanmak istemişimdir.  

IFA Paris'te mevcut görevinizde size yardımcı olacak hangi becerileri öğrendiniz?

 İletişim becerileri. Sürekli olarak insanlarla iletişim kuruyorum, yeni kişilerle tanışıyorum, bu yüzden IFA Paris bana kendimi başarılı olduğumu görecek pozisyonlara getirecek uygun iletişimi nasıl sağlayacağımı öğretti.
Zaman yönetimi becerileri. Teslim tarihleri, artan iş yükü, hep yeniyi yaratma ve harika olma baskısı IFA Paris'in öncelik verdiği bir şeydi. Orada olmak bana moda endüstrisinde zamanında olmanın ve yüksek standartta iş üretirken olabildiğince verimli olabilmek için organize olmanın önemli olduğunu öğretti. da 

IFA Paris deneyiminizi dört kelimeyle anlatın:  
Farklı, olaylı, ilginç, benzersiz.

PatriciaBlacc

Mevcuttaki ve gelecekteki IFA Paris öğrencileri için ne önerileriniz var?
 
Ne istediğini ve onu nasıl yürütmek istediğini bilin. Ne olmak istediğinize dair bir vizyona sahip olmak,üretmek ve kendinin mutlu olacağı işleri teslim etmek için çalışın.
Doğru arkadaşlar edinin. IFA Paris'te ve sektörde - her zaman ne bildiğiniz değil, kimleri tanıdığınız size yardımcı olur. Doğru arkadaşlara sahip olmak sizi doğru bağlantılara sahip olmaya yönlendirebilir ve bu paha biçilemezdir.
Kendinize zaman ayırın. İş yükü çok gibi görünebilir - ama aslında öyle değil. Sadece teslim tarihlerinizi kontrol ederek işinizi önceden bitirmeniz , testler ve sınavlar söz konusu olduğunda stresi azaltmanız için boşluk bırakmanız iyi gelebilir. 


Bir IFA Paris "hayatta kalma araç seti" için dahil edilecek şeyleri seçebilseydiniz, bunlar ne olurdu?

 Dizüstü bilgisayar (kelimenin tam anlamıyla 7/24 kullandığınız tek şeydir)
Kalem (ihtiyacın olacağını düşünmeyeceğin zamanlar vardır, ama ihtiyacın olacak!)
Su şişesi ve atıştırmalıklar (dersler çok uzuyor ve bazen zaman geçirmeniz gerekiyor, bu yüzden ihtiyacınız olacak dediğimde bana güvenin)
USB (sadece çalışmanızı harici bir cihaza kaydetmek her zaman kullanışlı olduğu için)

Reneilwe'den en iyi ipuçları : PARIS

Ucuz yemekler: Bio Burger kesinlikle benim favorim oldu! Çok nefis burger ve patates kızartması 13 €+ya.
Arkadaşlarla takılacak yer: Bastille Park benim favorimdi. Orada her zaman piknik yapardık, özellikle Pazar günleri.
Ulaşım: Metro. Bir öğrenci Navigo'nun (seyahat kartı) olması hayatınızı % 100 daha kolay ve daha ucuz hale getirir.
Rahatlatlamak için: Harika bir kase meyve ve sakinleştirici müzik , ev keyfi.
Yerel dilde en sevdiğim kelime: Çok rastgele ama "donc" (bu nedenle)

Bu yazı dizisinde, IFA Paris mezunları, IFA Paris'teki çalışmalarının hayallerindeki işe girme yolunu nasıl açtığını paylaşıyor.

Bu ay, Moda Pazarlama Lisan mezunu Vanessa Tafoya ile oturup IFA Paris'te eğitim görmenin ona ileri dönüşüm markasını başlatmak için doğru araçları nasıl sağladığını anlatıyor.

Vanessa Tafoya - Bachelor Fashion Marketing alumna
         Vanessa Tafoya

Haydi daha yakından tanıyalım!

 İsim: Vanessa Tafoya

Ülke: Amerikan

IFA Kampüsü: Paris

Eğitim Programı: Moda Pazarlaması Lisans

Favori ders: Markalaşma ve Pazarlama, markanızı pazara sunarken hedef kitlenizle iletişiminizi sağlamanızın yöntemlerini öğrenirsiniz

Mevcut proje: IFA Paris'te ortak projelerde yer almak ve kendi ileri dönüşüm giyim markamı kurmak

Moda ilhamı: Kullanılan kıyafetlerin hikayesini, bir sonraki kullanıcıya taşımak, sürdürülebilirlik seçimler

Bize biraz kendinizden ve hayatınızda bahsedin- kimsiniz, nereden geldiğiniz ve neden moda eğitimi aldınız?

Amerika'nın Los Angeles şehrindenim ve çok küçük yaşlardan beri tek gerçek tutkumun moda ve stil olduğunu fark ettim. Ayrıca on yaşımdayken Fransızca öğrenmeye başladım ve büyüdükçe, onları birleştirmek istediğimi daha çok anladım.

IFA Paris'i buldum ve benim için mükemmel bir yer zamanla fark ettim. Nihai hedefimin ne olduğunu biliyordum ve IFA Paris'in eğitimi gerçekten öğrenmek istediğim tüm konular konusunda doğru yer olduğu anladım.

bina, oturma, kadın, bakarken içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Şu anda ne yapıyorsunuz ve bununla ilgili en heyecan verici olan nedir?

Zamanla yıllardır kullanılmayan parçaları farklı tasarım teknikleri ile modaya uyarlamakla ilgili bir giyim markası kurmaya karar verdim. Özellikle 80'lerden kalma ikinci el kıyafetleri ve yıllar önce üretilmiş halihazırda güzelliğin varlığını, ileri dönüşümle ortaya çıkarabileceğimi keşfettim.

Bunun her aşaması benim için heyecan verici. Çünkü kendimi bir marka kurarken hiç hayal etmemiştim olmama rağmen yaptıklarımı diğer insanlarla paylaşmak modaya olan tutkumu bu şekilde tasarıma yansıtmak heyecan verici.

IFA Paris'te mevcut görevinizde size yardımcı olacak hangi becerileri öğrendiniz?

IFA Paris'te iş kurarken geniş kavramları daha somut hale getirmeye yardımcı olan güçlü pazarlama araçlarını kullanmayı öğrendim. Ayrıca iş hayatında farklı kültürleri harmanlamayı , moda ve sanat referansları ile tasarıma yansıtmayı öğrendim.

açık hava, tezgah, oturma, ön içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Son zamanlarda Türk moda fotoğrafçıları uluslararası platformda başarılı projelere imza atıyorlar. Fotoğraf, modaya benzer bir şekilde, her sene sezonsal değişimlerden etkileniyor. Nurdan Usta, genç ve başarılı moda fotoğrafçısı, bizimle kendi bakış açısından fotoğraf sanatını ve kendi kariyer yolundaki değişimleri bu özel röportajda paylaştı.

kişi, fotoğraf, kadın, dik içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Nurdan Usta - Moda Fotoğrafçısı

Moda fotoğrafçılığının amacı, içinde sanatsal öğeler barındıran görseller meydana getirmektir. Bu anlamda, fotoğrafçılara kendi hayal güçlerini kullanma fırsatını vermektedir böylece sıradan bir ürünü tanıtırken hayal gücünden faydalanarak, tüketicileri harekete geçirmeyi hedefler. Pandemi süresinde online alışverişin en çok atış gösterdiği bu dönemde ise, satın alma davranışlarını etkileyen unsurlardan oldu.

Tüm dünyada olduğu gibi son yıllarda Türkiye’deki moda fotoğrafçıları da uluslararası işlerde başarılı çalışmalar yapmaktadır. Moda da olduğu gibi, her yıl ve her sezon moda fotoğrafları da değişen trendlerden payını almaktadır. Son dönemlerde facetime üzerinden yapılan kapak çekimleri çok konuşuldu.
Türkiye’de en bilinen moda fotoğrafçıları ; 1998 yılında ‘Fabrika’ ismindeki fotoğraf stüdyosunu kuran Tamer Yılmaz, 2005’te ‘Pantene Png’ pek çok ödül alan Nihat Odabaşı, 2003’ten bu yana ünlü moda dergilerinde fotoğrafları yayınlanan Koray Birand, bunların yanı sıra Lara Sayılgan, Şenol Altun, Nurhan Artar, Murat Sargın, Sedef Delen, Onur Doğu, Koray Erkaya, Hasan Hüseyin, Bennu Gerede, Zeynel Abidin Ağgül, Adil Gültekin, Cüneyt Akeroğlu sayılabilir.

Son dönemde Türkiye’de başarılı işlere imza atmış genç moda fotoğrafçılarından NURDAN USTA , yaptığımız özel röportajımızda sizlerle moda sektörü ve fotoğraf sektöründeki kariyer yolunu paylaştı.

IFA Paris Istanbul: Moda sektörüne ve fotoğrafçılığa nasıl başladınız?

Nurdan Usta: Mimar Sinan da moda okurken fotoğraf klubüne girmem ile  tanıştım.
Farklı yönleri olması, işin kendi içindeki dinamizmi çok çok çekti beni. Bir daha sınavlara hazırlanıp fotoğraf bölümüne girdim. 2 sınıf itibari ile asistanlık yapmaya başladım. Eşim her zaman destekçimdi. Sonrasında zaten bir şekilde çok şükür ki istediğim şeylere doğru kapılar açıldı.

IFA Paris Istanbul : En zor kısmı ve en keyifli yanı nedir yaptığınız işin?

Nurdan Usta: Yaptığım işi sevdiğim için zor diye tanımlayamıyorum ama deneyim kazanmak gereken şeylerden bahsederken estetik göz, teknik bilgi vs harici- onlar olmazsa olmaz - kriz yönetimi çok önemli diyebilirim.

Farklı markalar ve tasarımcıların işleri ile Nurdan Usta Kareleri


IFA Paris Istanbul :Portre çekimleri nasıl geçiyor, her birinin hikayesi özel olan yeni insanlarla tanışmak, işlerine şahit olmak nasıl bir duygu?

Nurdan Usta:  Ben genel olarak değişik şeyler yapmayı çok seviyorum. Çektiğim işlere bakınca da bu görülüyor zaten. Farklı alanlarda ama yine kendi tarzımla yorumlamayı seviyorum. Portre, moda, çocuk modası, moda portre, dekorasyon ve yemek çekiyorum. Hepsi çok değişik alanlar ama o vermek istediğiniz duyguyu verebilme yetisine sahip olunca ve estetik bir bakış açısına da sahipseniz bir çok şeyi yapabiliyorsunuz.
Bu biraz bir çok enstrüman çalan bir müzisyen gibi diyebilirim. .Ama tabii ki ben de en çok insanlarla çalışmayı seviyorum. Çekerken de bir çok farklı ruh haline ve duyguyu çekime yansıtabiliyorum.
Belki bir parça farklı olan şey bu yönü olabilir benim çalışmalarımın.
Uzmanlaşmak bence önemli bir şey.
Bunu asla es geçemem. Ama benim beynim böyle çalışıyor ve bu beni besliyor.
İnsanlarla çalışırken de bir çok sektörlerden insanlarla olmak çok iyi geliyor. Hepsinden farklı bir şey görüyorum. Öğreniyorum. Çok değerli insanlarla tanışma fırsatı yakalıyorum. Ve bu bana çok şanslı hissettiriyor. Sanatçılar, oyuncular, modacılar, çocuklar ,iş insanları gibi.

IFA Paris Istanbul : Moda sektöründe ne gibi değişimler gözlemliyorsun yıllar geçtikçe, gelecekte moda da değişen neler olacak?

Nurdan Usta: Bence daha sürdürülebilir ürünlere doğru yöneleceğiz. Değişik teknoloji ile üretilmiş kumaşları tasarımlarda daha çok göreceğiz sanki. Belki daha uzun süreler bir şeyleri kullanmak isteyeceğiz. Bilemiyorum açıkçası bu yeni dönem neler getirecek hep birlikte göreceğiz. Belki antivirüs kumaşlardan tasarımlar giyeceğiz... 1 sene öncesine kadar maske yoktu. Şimdi kuşlu, yıldızlı maskeler var.
Ve Dünyadaki moda devleri yanında lokal tasarımcıların daha yükseleceğini düşünüyorum. Özellikle Türkiye de harika işlere imza atan dünya standardında modacılarımız var.
Ekonomik olarak zor dönem olsa da uzun vadede yükseleceklerini düşünüyorum.

IFA Paris Istanbul : Pandemi ardından fiziksel temas ve seyahat kısıtlanınca ürün ve koleksiyon fotoğraflama daha da önem kazandı, ne dersin?

Nurdan Usta: Kesinlikle insanlar online olarak kendilerini göstermek istediler.
Bu bir ihtiyaç olarak ortaya çıktı. Zaten vardı ama daha minik firmalar bile bunun ihtiyacını gördü. Kapıdan müşteri girmeyince satış yapamadılar çünkü. Kendilerini online pazarda buldular.


IFA Paris Istanbul : Moda haftalarının dijitalleşmesi konusunda düşüncen nedir, eskiye döner miyiz sence?

Nurdan Usta: Bu dijital showlar runway’ler bir ihtiyaç sonunda çıktı. Mücbir sebep kalkınca normalleşiriz belki ama bazı şeylerin online olarak yürüyebileceğini de gördük. Dijital çok iyi bir alternatif oldu uygulanabildiği her alanda. İstanbul'da oturup facetime üzerinden Amerika ve Almanya’daki birinin fotoğraflarını çektik. Ayrıca virüslerle yaşamaya alışacak mıyız? Öyle  diyorlar.. Eğer bu böyle olursa kısa süreli tutunduğumuz çareler normalimiz haline gelebilir.

IFA Paris Istanbul : Moda öğrencilerine deneyimlerine dayanarak moda sektöründe başarılı olmak için ne önerirsin?

Nurdan Usta: Moda öğrencileri için çok çalışmak, çok araştırmak, pes etmemek, sebat etmek diyebilirim.
Bu sadece moda için değil başarılı olmak isteyen her kişinin yapması gereken bir şey. Yenilikçi olmak, akışta olmak her şeyden önemlisi iyi niyetli iyi insan olmak.

Yeni sezonla beraber yeni akademik takvimimize de başlıyor . Türkiye’de Covid-19 periyodunun başladığı 2020 mart ayında IFA PARIS olarak e-learning modeline hızlı bir geçiş yaparak, öğrencilerimizin eğitim sürecini kesintiye uğratmadan, 2020 ilkbahar-yaz dönemini uzaktan eğitim ile başarıyla finalize ettik. Tüm akademik ekip olarak heyecanlı ve enerjik bir şekilde yeni okul dönemine , yeni ve mevcut öğrencilerimizle hazırız.

Ekim 28 tarihinde okulda gerçekleştireceğimiz oryantasyon günü ile başlayan akademik takvimiz 5 Ekim’de derslerin sınıf ortamında gerçekleştirilmesi ile planlanan düzeninde devam edecektir.

Okula dönüş öncesinde IFA Paris Istanbul kurucusu ve yöneticisi Adile Cretallaz, yeni okul dönemi ve alının önlemler, okul sistemi üzerine sıkça sorulan sorularınızı cevapladı.

kişi, kadın, iç mekan, tutma içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu
Adile Cretallaz – IFA Paris Istanbul Kurucusu ve Yöneticisi
kişi, kadın, oturma, poz içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Adile Cretallaz – IFA Paris Istanbul Kurucusu ve Yöneticisi

Soru: Pandemi süreci nasıl geçti? IFA Paris olarak Covid -19 başladığında eğitim sisteminde hızlı bir online platforma geçiş sağladınız? Bu süreç nasıl başladı?

A.C :Mart ayından itibaren çok hızlı bir şekilde uygulamalı ve teorik derslerimize online olarak devam ettik. Bu çok yakından bir takip ve ciddi bir organizasyon getirdi. Öğrencilerin ekran başında geçirecekleri aktif saatleri normal saatlerin altında tuttuk. Öğretmenlerimiz program içerik ve öğretim metotlarının değiştirdiler. Çifter kameralarla hem öğrencilerin öğretmenlerinin el becerisini takip etmeleri hem de öğretmenlerimizin öğrencilerin yaptığı çalışmaları yakından görme imkanları oldu.

Elimizden geldiğince normal sınıf ambiyansını koruduk.

Yeni nesil zaten dijital sisteme çok yakın olduğundan açıkçası çok çabuk bir şekilde adapte olabildiler.

Hatta öğretmenleriyle daha yoğun çalışma imkanı yakaladılar.

Ayrıca normal ders saatleri – birebir koçluk şeklinde ilerlediler.

Sınıfları ikiye böldük. Öğrenci sayımızı özel derse uygun şekilde ve her öğrencinin öğretmeniyle başa baş geçireceği saati arttırarak devam ettik.

 Soru: Online eğitim sırasında karşılıklı etkileşimin sağlanması ve eğitim kalitesinin korunması için nelere dikkat edilmeli, belirli kurallar var mı ?

A.C : Öğrenci sayısı – öğretmenin eğitim kalitesini  dikkatlice kişisel ihtiyaca göre ayarlanması, ekran başında geçirilecek olan saatlerin minimumda tutulup özellikle “ experiential learning” yaparak denemeli öğrenme  metoduyla ilerlenmesi, sürekli bir bilgi alış verişinde bulunulması, öğrenimin dinamik ve keyifli bir şekilde verilmesi uzaktan öğretimin başarısının arttırmaktaki önemli öğelerdir.

Ayrıca derslerin video ya kayıt edilip öğrenci tarafından tekrarlanmasın da bilginin pekişmesinde önemli bir unsurdur.

Soru: Yaz dönemi için ilk defa Türkçe, online ve canlı kısa kurslar gerçekleştirdiniz, öğrenciler için nasıl bir avantaj sağladı? 

A.C : Yeni öğrenilecek olan kavramların üzerine bir da dilden kaynaklı olabilecek zorlukları ortadan kaldırmış olduk. Türkçe verilen derslerimiz çok keyifli geçti.

Soru: 2020-2021 yeni okul dönemi ne zaman başlıyor, neler değişmiş olacak, ne yenilikler var?

A.C :Eğitim dönemimiz Ekim 5 ünden itibaren başlamaktadır. Uygulamalı derslerimizin yanında sınıfta, uzaktan eğitim de mümkün olacaktır.

Ifaparisonline .com üzerinden sadece uzaktan eğitim içinde kayıtları almaktayız.

Soru: Pandemi riskinin en aza indirilmesi için ne gibi önlemler alıyorsunuz?

Pandemi riskinin azaltılması için sağlık bakanlığı tarafından öngörülen hijyen kurallarına uyacağız.

A.C : Maskeler – jeller- yeni oturma düzeni ve küçük sayıda öğrencili sınıflarla ilerleyeceğiz.

Yerel kültürden aldığı ilhamı global moda trendleriyle harmanlayan, her sezon özgün ve başarılı koleksiyonlara imza atan Niyazi Erdoğan,   12-16 Eylül ‘de gerçekleşecek MBFW İstanbul Moda Haftası öncesinde IFA Paris Istanbul ile özel bir röportaj gerçekleştirdi.

Yıllardır İstanbul Moda Haftalarında yer almanın yanı sıra Zara, Esprit, Pull&Bear, Tommy Hilfiger gibi dünya markalarına da koleksiyonlar hazırlayan Niyazi Erdoğan kendini ve tasarım sürecini IFA Paris Istanbul ekibine anlattı.

- IFA Paris Istanbul: Niyazi Erdoğan Markası nasıl doğdu, mimarlık eğitiminden modaya geçiş kariyerini anlatman mümkün mü?

Niyazi Erdoğan: 1999 yılında İTÜ mimarlık bölümünü bitirdikten sonra profesyonel olarak mimarlık yapmaya başladım. Aldığım eğitimin üzerine neler katabilirim diye sürekli araştırma halindeydim. Bir yandan reklamcılık, sinema yönetmenliği gibi konularla ilgili araştırma yaparken, mimarlık tarihi üzerine yüksek lisans yapmaya karar verdim.

Moda tasarımı ise kendimi bildim bileli hep ilgi alanımda olmuştu. Ama sektörü nasıl değiştireceğimi ya da nelerle karşılaşacağımı pek kestiremiyordum. Bu yüzden Parsons School of Design Paris’te bir yaz üniversitesine katıldım ve döndüğümde 2003 yılında İTKİB’in düzenlediği genç moda tasarımcıları yarışmasında finale kaldım. Moda serüveni bu yarışmadan sonra başladı. İş tekliflerini değerlendirdim ve bir süre sektör tecrübesi kazandıktan sonra 2006 yılında kendi tasarım ofisini açtım. Lokal markalara ve ihracat firmalarına tasarım danışmanlığı vermeye başladım. 2009 yılında kendi adım imza markamı yapmaya kara verdim ve o günden beri erkek koleksiyonları hazırlamaktayım.

kişi, adam, kravat, bina içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Niyazi Erdoğan: İlk geçiş döneminde tasarım sürecinde çok zorluklar yaşadım. Mimarlık daha nesnel bir disiplin olmasının yanında moda daha kişisel bir tasarım dalı. Kısa sürede adaptasyon sağladım. Hem karakterimin hem de mimarlık eğitimin bana kattığı disiplin ve sistemli çalışmanın çok büyük faydalarını gördüm. Disiplin olarak erkeklere koleksiyon hazırlamak, mimarlığa çok yakın. İkisinde de sınırlı alanlarda, zengin detaylarla, akılcı çözümler üretmeniz gerekiyor.

Niyazi Erdoğan: Moda tasarımın sadece üretim değil tüm süreçlerinde yenilikçi yaklaşımlar içerisinde olmak gerekiyor. İletişiminden tüketiciye verdiğiniz servise kadar. Öncelikle online mağazamızı hayata geçirdik ve ulaşmadığımız birçok kişiye ulaşmayı hedefledik. İletişim anlamında yoğun olarak sosyal medyayı kullanıyoruz ve tasarım süreçlerimizden ya da yeni çıkan ürünlerimizden haberler veriyoruz. Bunun yanı sıra 10. Yıl sergimizde MYSIZE ID adında bir start up projesi ile iş birliği yaptık. Dijital entegrasyonda, online alışverişlerde tüketici memnuniyetini en üst seviyeye taşımayı hedefleyen bir projeydi. Bu günlerde tasarım sürecimizde de dijitalleşmeye gidiyoruz. CLO 3D adında bir programlar, numune sürecine girmeden tasarımlarımızı hayata geçirip kritiklerini yaparak sunuma hazırlıyoruz.

kişi, adam, bina, çanta içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Niyazi Erdoğan: Pandemi süreci hayatın birçok alanında olduğu gibi moda endüstrisini de etkiledi. Bunun sonuçlarını ilerleyen zaman dilimlerinde daha çok göreceğiz. Burada önemli olan tüketici davranışları ve insanların her duruma adaptasyonu inanılmaz bir hız kazandı. Evde olduğumuz süreçte online alışveriş ile ihtiyaçların karşılanması, ilerleyen zamanda koleksiyon yapılarını da etkileyecek. Bence dijitalden daha kolay seçilebilen ve deneme gerekmeyen koleksiyon yapıları artacak. Keskin sezon ayrımları giderek silikleşecek ve kullanılan renkler çeşitlilik kazanacak.

Niyazi Erdoğan: Moda sosyal bir kavram ve toplum yapısıyla direk bağlantılı. Haftalarda boy göstermeye çalışan sosyal kelebeklerin biraz canı sıkılacak ama biz tasarımcılar ya da sektör profesyonelleri için durum daha verimli hale bile gelebilir. İşi moda olan insanların izlediği ve ilgilendiği hal alan moda haftaları gazino kültüründen uzaklaşmış olacak.

kişi, dik, kıyafet, iç mekan içeren bir resim

Açıklama otomatik olarak oluşturuldu

Niyazi Erdoğan: Bu sene MBFWI ilk defa dijital olarak gerçekleşiyor. Biz de sunumunun dijital olduğu bir haftaya tasarım ve sunum sürecini de yenilikçi bir vizyonla hazırlanıyoruz. Koleksiyonun tamamı bilgisayar ortamında tasarlanıyor ve üç boyutlu olarak dikiliyor. Hiç numune dikmeden sanal avatarların üzerinde gerçekleştirdiğimiz bir defile yapacağız. Sanırım bu Türkiye’de bir ilk olacak.

Niyazi Erdoğan: En zorlu süreç kendini bulmak ve anlamak. Araştırmak, okumak, gezmek artık lafı bile edilmemesi gereken kavramlar. Ama kendini bilen, çözümleyen ve anlayan bir tasarımcı tüm insanları ve varoluşu anlamlandıra bilir ve yaptığı işe farkını yansıtır.

"IFA Paris'te geçirdiğim günler, 20'li yaşlarımın ilk yıllarında yaşadığım en güzel günlerdi!"

Adhisa Ghosh

Serbest çalışan, Hintli blog yazarı Adhisa Ghosh, IFA Paris'te Lüks Marka Yönetimi üzerine MBA eğitimini tamamladı. Hindistan'daki trendleri aktif bir şekilde takip eden Ghosh, tüm önemli değişim ve dönüşümleri analiz ederek ülkesinde, incelikli ve bazen cesur, kendinden ödün vermeyen yorumlarıyla blog yazarı olarak serbest çalışmaya başladı.

Michel Temman: Adhisa, blog yazarı olarak serbest çalışan Hintli bir kadınsın. Tüm Hintliler gibi haftalarca dört duvar arasında kapalı kaldın ve şimdi, her gün düşüncelerini kaleme aldığın The Moody Suburban Girl (1) adlı bir blogun var. Bloguna "Modern Hint Romanı" da diyebiliriz. Her yerdeki toplum ve ilişkiler hakkında yazıyorsun, trendleri çözümlüyor ve yazılarında kadınlar, moda, aksesuarlardan... bahsediyorsun. Bu aktif ve güzel blogun arkasında yatan hikaye nedir? Bu blogla ulaşmayı umduğun noktadan bahseder misin? 

Adhisa Ghosh: Carrie Fisher'ın bir sözünü hatırlatmak isterim: "Kalp kırıklığınızı alın ve onunla sanat yapın".

Bence bu söz, yaratıcı kişiliğe sahip insanların yaptıkları şeyleri bazen neden yaptığını çok iyi özetliyor. Benim açımdan ise beni blog yazmaya başlama konusunda motive eden en önemli şey, büyük beden Hintli kadınların, siyahi kadınların adaletsiz bir şekilde temsil edilmesine değinmek ve bireysel güzelliği sergileme cesaretini tasvir etmekti. Moda blog yazarlarını ve Hindistan moda endüstrisini yoğun bir şekilde takip etmeye başladığımda küçüktüm. Kadınların belirli gereksinimleri karşılayıp karşılamamalarına göre seçildiğinin farkındaydım ve bu bana acı veriyordu. Kadınlara belirli bir tipte olmaları, belirli bir şekilde görünmeleri söyleniyordu. İnsanlar her yerde, önü alınamaz bir şekilde dış görünüşle dalga geçiyordu. Ancak ben, belirli bir vücut tipine sahip olmaktan dolayı bu tarz bir nefret eylemine hiçbir zaman maruz kalmadığım için şanslı sayılırdım. Elbette ki kendimce güvensizliklerim vardı; etrafım, sadece başkalarının gözünde çekici olmak adına moda diyetleri, sıfır beden vaatleri ve belirli bir görünüme sahip olmayı her şeyden önemli görecek kızlarla doluydu. Ülkemde "beyaz ten" veya açık ten takıntısı da mevcut; dürüst olmak gerekirse 2016-2017 yıllarında, sosyal medya hala her kiloda güzellik kavramını destekliyordu.

M.T.: Blogun, eğitimi ve kadınların güçlenmesini vurgulamak için oluşturduğun bir araç gibi de görünüyor?

Adhisa Ghosh: Doğru. Blog, temel olarak tutkumu ve eğitimimle öğrendiğim bilgileri bir araya getirme, öğrenci ve stajyer olarak 7-8 yıllık bir süre boyunca edindiğim tüm iş deneyiminden yararlanma ve kadınlara kendilerini olduğu gibi kabul etmeleri için ilham veren bir alan oluşturmak üzere gönlümden geçenleri yazma amacım doğrultusunda kuruldu. Kadınların kendilerini cesurca, yaraları ve renkleriyle olduğu gibi kabul etmeleri ve hiç kimsenin bakış açısından etkilenmeden, kendi öz güven duygularını bulmaları amacıyla... Aslında, kendi hikayemi dillendirmeye çalıştım. Ruh sağlığından bahsetmek ve depresyon sorununu ve bu sorunla benim nasıl baş ettiğimi ele almak. Bu blogu en zayıf düştüğüm zamanda, anksiyete ve depresyonla boğuştuğum ancak yine de yurtdışında IFA Paris’teki MBA eğitimimle kuracağım parlak geleceğime umutla baktığım, aynı zamanda kırılganlığımı da saklamayarak insanların mücadelelerinde yalnız olmadıklarını anlamalarını sağlamak istediğim bir dönemde oluşturdum. Hepimizin birbirimizin yanında olduğunu, umudun hep var olduğunu söylemek istedim! Michelle Obama, Becoming (Benim Hikayem) kitabıyla ilgili gerçekleştirdiği etkinlikler sırasında şöyle söyledi: "Başarı, belirli bir etki yaratmadığı sürece başarı değildir. Aksi takdirde yalnızca bir istatistik olursunuz. İstatistik olmamanız için hikayeniz olması gerekir." Hiçbir istatistik unsur içermeden, kendimce bir etki yaratmak istedim. Hikayemi paylaşmak istedim. 2-3 yıllık bir süre içinde blogu çocuğum gibi büyüttüğüm ve tüm dünyadan kadın ve erkekleri, tamamen bireysel olarak etkileyebildiğim için çok mutluyum. İnsanlar bana bunlar hakkında yazdıkça ben de haberdar oluyorum. Bu, benim istediğimden de daha fazlası oldu. Önümüzdeki yıllarda, bir gün bu girişimi büyüterek kendi markama dönüştürmek, kadınların güçlenmesi, kapsayıcılık ve temsil için daha geniş bir alan yaratmak ve basmakalıp klişeleri yıkmak istiyorum. Kadınların oldukları haliyle kendilerine daha fazla güvenmelerini istiyorum. Akıl her şeyden önce gelir.

M.T.: 8 yıldan uzun bir dönem boyunca eğitim aldın ve moda, pazarlama, iletişim ve gazetecilik alanlarında uzmanlaştın. IFA Paris'te Lüks Marka Yönetimi üzerine MBA eğitimini tamamlayarak mezun oldun. Bana eğitim geçmişinden biraz daha bahsedebilir misin? IFA Paris ve orada yaptığın çalışmalar hakkında da birkaç şey duymak isterim. 

Adhisa Ghosh: Lisans eğitimimi Tasarım alanında tamamladım; Pune, Hindistan'da, Symbiosis Institute of Design'da Moda İletişimi üzerine uzmanlaştım. Bu 4 yıllık bir dönemdi; burada, görsel sunum ve trendleri öngörme dahil olmak üzere, Moda pazarlama, stil, marka oluşturma ve iletişim alanlarında çeşitli bilgiler edindim. Gerçekten oldukça yoğun bir kurs programıydı. Mezun olduğumda, hiç vakit kaybetmeden Lüks Marka Yönetimi alanında MBA eğitimime başladım. İstanbul'dan ve ülke olarak Türkiye'den çok etkilendiğimi hatırlıyorum; o zamanlar, bir kurs programı yoluyla fiili olarak İstanbul'da yaşama fırsatına sahip olmak, bir hayalin gerçeğe dönüşmesiydi! IFA Paris'te bulunduğum dönemde, İstanbul ve Paris arasında gidip geldim. Benim için çok büyük bir şans! 20'li yaşlarımın ilk yıllarının en iyi zamanlarını yaşadım. Geri dönüp her şeyi baştan alabilseydim, binlerce kez bunu yaşamak isterdim. Dürüst olmak gerekirse edindiğim ana kazanımların birçoğunu İstanbul'da edindim; burada geçirdiğim hazırlık dönemini çok sevdim. Tamamen farklı bir dünyaya adım attım. Eğitim görmekten her zaman keyif aldım. İstanbul'da, IFA Paris'te verilen sınıf ve dış mekan derslerinin ikili yapısı tüm bu deneyimi daha da 

güçlü kıldı. Burada geçirdiğim sömestr dönemlerinde, Paris'tekine kıyasla çok daha fazla sayıda yere seyahat ettik çünkü Paris'te sayı olarak da az kişiydik. Hayatı yaşıyor olmak, gastronomi derslerinin keyfini çıkarmak, harika üzüm bağlarına gitmek, lezzetli mutfakları tatmak, sektör ziyaretleri yapmak ve onların hikayelerini dinlemek, konuk ağırlama derslerimiz için en iyi otelleri gezmek gerçekten harikaydı. Tüm bunlar, öğrencilik hayatımın en güzel deneyimleri oldu. Elbette ki Paris'e gittiğimde de başka bir dünyaya girdim. Paris'te hakim olan romantik havayı soludum. Burada Victor Hugo'dan alıntı yapmak isterim: "Öğrenci demek Parisli demektir; Paris'te okumak, Paris'te doğmak gibidir."

M.T.: Serbest yazar olarak hangi diğer medya organları veya sosyal ağlarla iş birliği yaptın veya yapıyorsun? En sevdiğin konular hangileri? 

Adhisa Ghosh: Aslında artık serbest yazar değilim. Ancak yazmaya henüz 16 yaşımdayken başladım. Farkında bile varmadan, The Times of India'da 200 yazı yazdım. Tüm bu yazılar yayınlandı ve yazmaya olan isteğim de şaşırtıcı bir biçimde arttı. Ancak yalnızca yazmanın işkolik yapımı tatmin etmeyeceğini biliyordum. Eğitimime devam ederek becerilerimi geliştirdim, yaratıcı yönümü ve marka oluşturma, iş, hikaye anlatma, strateji ve proje yürütme yeteneklerimi açığa çıkardım. Çevrimdışı ve çevrimiçi yayınevleri, yerel markalar ve bu markaların sosyal medya kanalları ile iş birliği yaptım ve bunlar için çalıştım (2014-2015 yıllarında Instagram ve Facebook reklamları henüz yeni oluşturuluyordu). Sosyal medya trendini henüz ilk zamanlarında, oyunun kurallarını değiştirecek, fenomenlerin yeni yeni ortaya çıktığı bir dönemde fark ettiğimi düşünüyorum. Bu doğrultuda, tüm inancımla, çoğu öğrenci genellikle geleneksel alanları seçmekle meşgulken, ben üniversite yıllarımı dijital alanda uzmanlaşmak için çalışarak geçirdim. En sevdiğim konular arasında moda, tarih, moda tarihi, sanat ve edebiyat, güzellik/cilt bakımını sayabilirim. Aynı zamanda hevesli bir şiir aşığıyım, zaman zaman da fizik ve çeşitli teoriler üzerine ve Bengal Edebiyatı okumayı severim. Bu anlamda gelenekçi biriyim. Hem modernleşip hem de gelecek nesillere aktarabilmemiz için köklerimizi canlı tutabileceğimize inanıyorum. 

M.T.: Bir anlamda her zaman stil, yaşam biçimi ve ifade ihtiyacını bir araya getirmek istediğini söyleyebilir miyiz? 

Adhisa Ghosh: Evet, kesinlikle. Bence moda, büyük bir kesim tarafından hala sığ bir alan olarak görülüyor. İnsanların kültürün, devrimlerin, modernleşmenin, gelişmelerin ve yaşam biçimlerinin ya da hikayelerin her dönemde modaya canlılık katan etkisini fark etmemesi çok ironik. Moda, yalnızca bir kıyafetten veya güzel görünmekten çok daha fazlası. Bu çok derin bir alan ve hepimizin yaşamının vazgeçilmez bir parçası. Bununla ilgili nasıl hikaye yazmayayım ki? Sanırım, ben ruh halimi tasvir eden bir görünüme sahip olmak isteyen insanlardanım; yaşam tarzı seçimlerimle bilmeden bir hikaye aktaran biriyim. Bunu çoğumuz bilinç altında yapıyor. Tek fark, ben bilicinde olarak bunu kabul ediyor ve bu konuda yazıyorum. Etrafınıza bir bakın, her duygunun modada bir karşılığı var. Her seçim, bir giyim tarzı ve yaşam biçimi!

M.T.: Temel olarak sosyal medyayı kullanıyorsun. Moda medyası ve gazetecilikteki yeni trendleri nasıl değerlendiriyorsun? Hem küresel olarak hem de Hindistan'da? Hayran olduğun ve sürekli olarak takip ettiğin, dünya genelinde herhangi bir moda ve yaşam biçimi dergisi/çevrimiçi medya platformu var mı?

Adhisa Ghosh: Moda medyası ve gazetecilikte diyalog, farkındalık ve kitle tüketimi konularının son 5 yılda oldukça önem kazandığını düşünüyorum. Hem küresel olarak hem de kendi ülkemde, moda alanında yeni bir değişim sürecine girmekte olduğumuzu düşünüyorum: Sürdürülebilirlik. Önümüzdeki 10 yıllık dönem, kitle tüketimi bakış açısından sürdürülebilir modaya doğru geçiş yaparken kendi içinde yeni zorluklar getirecek. Çok sevdiğim bazı medya platformları arasında Vogue (İspanya, Brezilya, Orta Doğu, Paris, ABD, İtalya), Harper’s BazaarHello! UKInStyle, Glamour, Allure ve Elle'i sayabilirim. People ve The Sartorial da bunlara dahil. Moda dışı içerik konusunda, yeni nesile yönelik içerikler için Thought Catalog favorim!

M.T.: Hindistan hakkında çok şey duyuyoruz. Şu anda Hindistan'da nasıl bir moda anlayışı hakim? Geleneksel anlayış ve lüks marka pazarı arasında, gelecek vaat eden Hindistanlı tasarımcıların ve yaratıcıların ön plana çıktığına şahit oluyor musun? 

Adhisa Ghosh: Şu anda bütün ülke hala uzatılmış bir karantina dönemi geçiriyor. Bu nedenle moda ile ilgili gündem azaldı. Hindistan'da moda takvimi biraz farklı işlediğinden, markaların İlkbahar Yaz 2020 için yeni koleksiyon hazırlama şansı bile olmadı. Elbette ki Hindistan her zaman haberlerde. Gizemli olduğumuzun düşünülmesi hoşumuza gidiyor. Ancak biz Hollywood, batı filmleri veya Netflix'in bizi gösterdiği gibi değiliz. Hayır, her gün evde geleneksel kıyafetler giymiyoruz. Şehirlerde yaşayan Hintlilerin çoğu batılı tarzda yaşam biçimine ve giyim tarzına sahip. Hindistan'da moda anlayışı çok çeşitli. Bunu tek bir kelime ile özetleyemezsiniz. Hindistan'ın her yerinde, giyim tarzında ve seçiminde kültürel yansımalar görürsünüz. Ancak Hindistan moda endüstrisinin uyandığı doğru. Ülkeye yerel lüks markalar anlayışını getiren, gelecek vaat eden Hintli tasarımcılar ön plana çıkmaya başladı. Modern trendlerle bir araya getirirken, aynı zamanda mirasımızı da korumaya çalışıyorlar ve uluslararası sınırları da zorlamayı başardılar. Lüks moda anlayışı da ülkede yerleştiğinden beri çok şey değişti. Dürüst olmak gerekirse lüks kavramı, Hindistan gibi Doğu ülkelerinde her zaman çok farklı görülmüştür. Dolayısıyla cevabım evet, uluslararası çalışan ve ülkemizin adını duyuran birçok etki sahibi tasarımcımız var. Birkaçının adını söylersem haksızlık olur!

Adhisa'nın katıldığı program hakkında daha fazla bilgi almak için: MBA Lüks Marka Yönetimi.
Bu MBA programına IFA Paris - Learn Online üzerinden uzaktan eğitim yoluyla da erişilebilir

(1) https://themoodysuburbangirl.com

Kırk yıl boyunca, Leïla Menchari Hermès butiklerinin dekorasyonunu ustaca yönetti. Büyük moda tasarımcısı yakın zamanda hayatını kaybetti.

Une image contenant personne, photo, tenant, jeune

Description générée automatiquement
Leïla Menchari

2017'de hayatını kaybeden yakın arkadaşı stilist Azzedine Alaïa'dan daha az tanınıyordu. Leïla Menchari aynı zamanda stilist, artistik direktör ve dekoratördü. Leïla Menchari 92 yaşında covid-19’a yenik düştü. 24 rue du Faubourg Saint-Honoré'deki Maison Hermès'in efsanevi vitrinlerini ona borçluyuz. Elli yıl boyunca geliştirdiği stil ile Paris ve dünyadaki diğer büyük markalar ve mağazalarda bir jenerasyonun dekoratörlerini, görsel mağazacılık, vitrin dekorasyonları ve skenografi yöneticilerini etkiledi. Sanatsal etkisi kayda değerdi. Özellikle, sadece birkaç metrekarelik alanlarda, minimalizm ve ihtişamı birbiriyle dönüşümlü kullanarak cep sahneler, sınırsız dünyaları açığa çıkardığı küçük alanlar ve hayal dünyaları yaratmasıyla ünlüydü.

Tunus'ta doğan Leïla Menchari, moda dünyasına çok genç yaşta bir tutku geliştirdi ve çok geçmeden lüks ürün tasarımcısı oldu. Varlıklı bir aileden gelen, son Touggourt Sultanının (15. ile 19. yüzyıl arasında Güney Cezayir'deki bir devletin naibi) torunu olan Menchari, “kurtuluşu” olacak çalışmalarına başlamaya genç bir kızken karar verdi. Kendi sözleriyle “peçesiz dışarı çıkan ilk kadın, Tunus Güzel Sanatlar Akademisi’ne kabul edilen ilk kızdı”. Kartaca'da Afrika Misyoner Rahibeleri ile Fransızca öğrendiğinde hala okuyordu. Ailesi, Fransa'ya gitmesine izin verdi ve bu kez Paris'teki Güzel Sanatlar Akademisi’nde çalışmalarına devam etti.

1957’de Paris’te Guy Laroche bünyesinde modellik yapmaya başladı. Ayrıca Saint-Germain-des-Prés'i, Paris tiyatrolarını ve muhteşem sahnelerini keşfetti. Guy Laroche’ta Fransız zarafetini ve Paris stili Haute-Couture tasarımları keşfetti. 1961’de 34 yaşındayken Hermès’in kapısını çalıp iş istedi. Eski eyer üreticisi Hermès’in sezdiği sanatsal vizyona sahip bu karakterli kadından Hermès ekibi çok etkilendi. Kısa süre sonra, kendisinden “hayaller çizmesini” isteyen Hermès baş dekoratörü Annie Beaumel'in asistanlığına terfi etti. Çok geçmeden ilk tasarımcı oldu ve 1978'de grubun CEO'su Jean-Louis Dumas tarafından Hermès'in vitrinlerinden sorumlu dekorasyon direktörü olarak atandı. Her sezon lüks mağazanın vitrinlerini yenileyerek, ışıltılı renkler ve bir stil yaratarak, Doğu ve Batı arasında kalıcı bir bağlantı kurarak markanın sanatsal ilham perisi oldu.

2017’de Madame Figaro dergisine verdiği bir röportajda bazı sırlarını açığa çıkardı: “Ben bir şeyleri gösteririm. Deriyi, ipeği, eşyaların kalitesini. Tüm hedef kitlelere, yabancılara, Parislilere, çocuklara, hatta mağazaya girmeye cesaret edemeyenlere bile bir hikaye anlatmaya, Hermès'in ne olduğunu anlatmaya çalışıyorum. Bir tema seçiyorum ve ekibimle bu tema hakkında görüşüyorum, onlardan saçma da olsa konuşmalarını istiyorum çünkü her düşüncenin arkasında beni ilgilendirebilecek bir imge var. Sürrealizm’den çok etkileniyorum. Kendimi, temelinde doğayı gözlemlemek ve el işçiliğine olan tutkum bulunan hayal dünyama bırakıyorum. İpek iplikten işlenmiş örümcek ağları, boncuklardan çiğ taneleri, mercan heykeller ve deniz kabukları hayal ediyorum. Bundan sonra, perde açılmadan önce bu dekoru yapmak, doğru ustaları bulmak ve her şeyi ayarlamak için üç ayım oluyor. Her ne istersem onu yaratmakta özgürüm!”

menu linkedin facebook pinterest youtube rss twitter instagram facebook-blank rss-blank linkedin-blank pinterest youtube twitter instagram